Paris Moda Haftası- Christian Dior 2012 Bahar

Galliano’suz ilk defilesinde Dior kadını oldukça feminen ve klasik, Gaytten’ın sofistike kadını sahnede. Dior kadını oldukça sade ve şık. İpek, dantel, tül ve mozaik desenlerse iş başında. Porselen ciltlere eşlik eden muhteşem kırmızı rujda öyle…

İşte Christian Dior defilesinden sizin için seçtiklerim:

 

Aaaaaah, Pabucum Sıkıyor!

Daha estetik, daha uzun, daha güzel ve düzgün bacaklar… Bunlar, tüm kadınların ortak dileği sanırım ve bunu hayal olmaktan çıkartan bir şey var : “Topuklular”.

Topuklu modası dünyayı kasıp kavuruyor, platform yükseklikleri birbirleriyle caddelerde savaşıyor.(Babeti daha sonra masaya yatıracağız) İstanbul sokaklarında, hatta pazar günleri bile topuklular kaldırımlara ve vücutlara meydan okuyorlar.

Peki, nereden geliyor bu topuklu sevdası?

Nerden çıkmış bu topuklu?

İlk çıkışı, tabi ki… Eski Mısır. Yüksek sınıfın ayakları için deriler kullanmaya başlamış, hem erkekler hem de kadınlar seremoniler için topuklu giyerlermiş, bir de eski mısırdaki kasaplar yüksek topuk kullanırmış, ölen canlının kanına basmamak için. Eski Yunan ve Roma’ya geldiğimizde özellikle aktörler tercih edermiş. Çok ilginç bir bilgi daha var kayıtlarda, Eski Roma’da sex ticareti yasaldı ve bu işi yapan kadınlar diğerler kadınlardan uzun topuklarla ayrılırmış.Orta çağda hem erkekler hem de kadınlar ayaklarını çamurdan korumak için topuklu giymişler. 15.yy’da bir çeşit platform takunya bizden, Türkiye’den çıktı ve tüm Avrupa 17.yy ortalarına kadar bunu kullandı. Bu topuklar öyle yüksekti ki yürümek zordu. Hanımlara hizmetçileri eşlik ederdi.

Venedikliler için bunlar zenginliğin göstergesiydi, ne kadar yüksek o kadar zengin… 1533 bacaklarını uzatmak için bir kadının topuklu giydiği ilk senedir. 14 yaşındaki İtalyan gelin Catherine d’Medici düğününde, 5 cm daha uzun görünmek için giymiştir. 17 ve 18. yy’da hem erkekler hem de kadınlar topuklu giydi, zenginliğin göstergesi için.

Madame Pompadour, küçük ayaklarını daha da küçük göstermek için dar ve topuklu ayakkabılar yaptırdı ve bir anda “Pompadour” topuk tüm aristokrat ve burjuva Fransa’sında moda oldu. Kadınları giydiklerinde bayıltacak kadar dar ve rahatsız olan bu ayakkabı, bayılmalarına rağmen hiçbir kadını onu giymekten alıkoyamadı. Fransız devrimiyle beraber de eşitliğin sembolü olarak düz ayakkabılar ve sandaletler geri geldi. Fakat 19.yy sonlarında topuklular  “moda” olarak tekrar hayata döndü.

1950’lerde kadınlar, Marilyn Monroe ve onun son derece seksi tarzını destekleyen stiletto(iğne topuklar)la tanıştı. İtalya’da keşfedilen bu hem yüksek hem ince topuklar dışında bir de ‘kitten’ diye ifade edilen topuklar aldı modada yerini, daha çok minyatür stilettolara benzeyen… Stilettolar ayakkabı dünyasının Marilyn’i, kitten topuklar da Audrey Hepburn’üdür bu yüzden.

Az topuklular 1960 sonları ve 70’lerin başlarında tercih edildi fakat yüksek topuklar 80 sonlarından 90ların başında tekrar geri döndü. Topuğun şeklini de elbette ki moda şekillendirdi: bloktan, koniğe ve stiletto’lara…Günümüz dünyasında moda, yüksek daha yüksek olan topuklu ayakkabıları pek bir seviyor. Topuklu kadını tanımlayan ve tamamlayan şeylerden biri oluyor. 6 cm’den az yükseklikteki topuklar kısa topuk, 6-8,5 cm arası olanlar orta boy ve 8,5 cm’den fazla olanlara da yüksek topuk deniyor.

Topuklu ayakkabı neler vaat ediyor?

Daha uzun bir boy, daha uzun bacaklar, daha küçük görünen ayaklar, daha ince ayak bilekleri, daha güzel ve daha sıkı-gergin bacaklar, daha feminen bir duruş, daha diri ve canlı bir görünüm, daha dik bir postür… Daha, daha, daha… Daha ne olsun?!

İşte bu topuklu ayakkabının kısa hikayesi. Ayakları bu kadar zarif ve estetik gösteren bir şey varken, bir de topuklu giymeye alışmışken ve üstüne üstlük kıyafetleri tamamlayan ve vazgeçilmez bir aksesuarken, kadınlığı simgelerken topuklu ayakkabılardan nasıl vazgeçilebilir ki! Daha doğrusu topuklu ayakkabının vaat ettiklerinden nasıl vazgeçilebilir ki…Son yıllardaysa topuklar yükseldi de yükseldi, yakında arşı aşar mı bilemem… Topuklar altın borsası gibi yükselirken ve süper kadınlar günün her saatinde ayaktayken, ayaklarsa büyük buhranı yaşıyor.

Amerika Podiatri Birliğinin yaptığı bir araştırmada kadınların canları yansa ya da rahat olmasalar dahi yüksek topuklu ayakkabı giydiklerini yazıyor. Ayak anatomisi değişiyor, ameliyatlık ayaklar sıraya giriyor.

Peki yok mu bunun bir ortası? Hem güzel, hem zarif, hem ince, hem uzun görünüp ama aynı zamanda rahat ayaklar var mı?

Geçtiğimiz bir hafta boyunca kadınları ve ayakkabıları gözlemledim ve inceledim. Mağaza yetkilileri ile konuştum, her mağazaya girip her ayakkabıyı denedim. Sokaktaki hanımlara, metro’daki genç kızlara sordum: “Ayağınız rahat mı?” diye. Her seminer katılımcıma ayakkabıları rahat mı diye sordum ve hemen ikinci soru “Nereden?” geldi. Kendi ayaklarım ve son dönemde uzun süre ayakta kalmaktan yaşadıklarımdan ve etrafımdaki ve seminerlerime katılan kadınların yaşadıklarından  yola çıkarak  “Pabuç: Özgür Ayak Güzeldir.” dosyası hazırladım.

İşte “Pabuç” dosyamıza başlangıç… ve ilk sorumuz geliyor…

“Bu ayakları tanıyabildiniz mi?”